ÜLKELER VE ÖZELLİKLERİ

TRABZON

 

Doğu Karadeniz Bölgesinin tarih ve sosyo-kültürel açıdan en önemli merkezi olan Trabzon, kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bölgenin iklim ve arazi dolayısıyla arkeolojik araştırmalara uygun olmayışı, kesin kuruluş tarihini belirlemede bazı güçlükleri beraberinde getirmektedir. Fakat yapılan bazı yüzey araştırmaları ve mağara sondajları bölgenin binlerce yıldır iskana açık olduğunu ispat etmektedir.

M.Ö. 7. yüzyılda ticaret amacıyla Karadeniz kıyılarına gelen Miletli koloniciler Sinop'tan başlayarak doğuya doğru bir takım yerlerde yeni koloniler kurdular. Bu kolonilerden birini de ele geçirdikleri Trabzon'da kurdular. Kentin stratejik öneminden dolayı Trabzon, bölgedeki bütün kolonilerin merkezi konumuna getirildi. MÖ. 400 yıllarında Perslerle sürdürülen savaşlar sonucunda, geri dönen ordusunu Trabzon üzerinden aktarmak isteyen Ksenophon, anılarını anlattığı "Anabasis" isimli eserinde, yörede Tibaren, Khalybi, Drill, Tzanni, Makron ve Kolkh isimli bir takım savaşçı ve ilkel olmayan kavimlerin yaşadığım belirtmektedir. Bazı Avrupalı tarihçiler eserlerinde sözü edilen bu kavimlerin Turani asıllı olduklarını vurgulamaktadırlar.

Kısa süren ve geniş bir coğrafyaya yayılan Büyük İskender İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Trabzon, bir İranlı asilzade tarafından Kuzey Anadolu'da kurulan Pontus Krallığının (MÖ. 280-66) sınırları içerisinde kalmıştır. Bu krallığın Romalılarca ele geçirilmesiyle Trabzon'da Roma Dönemi başlamıştır. Bu tarihten sonra Trabzon, Roma İmparatorluğu'nun Perslere karşı giriştiği seferler için Önemli bir üs konumuna ulaşmıştır.

Roma İmparatorluğu'nun M.S. 395 yıllarında doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra bölge, Doğu Roma olarak nitelenen Bizans İmparatorluğunun payına düştü. Bir sınır Themasi (vilayet) olan Trabzon'daki Bizans hakimiyeti 1204 yılında Haçlıların İstanbul'u işgal etmelerine kadar sürdü. Bu tarihten sonra Trabzon, 1461 yılına kadar, yine Bizans İmparatorluğu'nun uzantısı olarak Konmenos Sülalesinin kurmuş olduğu Trabzon Rum Devleti'nin egemenliğinde kaldı.




Bizans hakimiyetinde kaldığı süre içerisinde Trabzon ve yöresi, Kafkasya ve İran üzerinden giren çeşitli Türk boylarının (Huğ, Sabir, Kuman, Peçenek ve Oğuz) saldırılarına maruz kalmıştır. Bunların bir bölümü peyderpey olarak Trabzon'u çevreleyen dağlık arazilere yerleşmişlerdir. Fakat asıl büyük yığılma 1071 'de kazanılan Malazgirt Zaferiyle birlikte gerçekleşmiştir. Anadolu'ya hakim olan Selçuklular, stratejik öneme sahip Trabzon'u birkaç kez ele geçirmeye çalışmışlarsa da başarılı olamamışlardır. Fakat bu saldırılar Trabzon Rum Devleti'nin topraklarının büyük bir kısmının giderek Selçuklu egemenliğine girmesine ve ele geçirilen topraklara Oğuzların Çepni boyunun yerleşmesine neden oldu. Bu dönemlerde Trabzon, tarihi ipek yolunun üzerinde olmasından dolayı ticari açıdan büyük kazançlar sağlamıştır. Bu durum giderek kentin zenginleşmesine, Ceneviz ve Venedikli tüccarları kendine çekmesine önemli ölçüde etki etmiştir. 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu ve Balkanlarda büyümesini sürdüren Osmanlı Devleti, Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u fethiyle bir imparatorluk seviyesine ulaşmıştır. Fatih'in güttüğü Anadolu'nun bütünlüğünü sağlamaya yönelik girişimlerinden biri de Bizans'ın devamı sayılan Trabzon Rum Devleti'ni sınırlarına katmak, böylece doğuya (İran'a) ve kuzeye (Kafkasya-Kırım) açılan kapıya sahip olmaktı. Bu amaçla düzenlemiş olduğu sefer 26 Ekim 1461'de Trabzon'u fethederek Osmanlı sınırlarına katmıştır.

 

Fethin ardından Trabzon ve yöresi "Trabzon Sancağı" adı altında bir idari birim olarak Osmanlı idari sistemi içerisinde yerini almıştır. 0 devirdeki Trabzon Sancağı, bugünkü Trabzon, Rize, Giresun ve Gümüşhane illerini kapsamaktaydı. Sancak merkezi olan Trabzon, Osmanlı fethiyle birlikte yeni bir döneme girdi. Kentte Türk nüfusu artmaya ve çehresi Türk eserleriyle donanmaya başladı. Bu dönemde ünlü Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim burada valilik yaparken, oğlu Kanuni Sultan Süleyman dünyaya gelmiştir. Bu nedenle Trabzon, tıpkı Amasya ve Kütahya gibi şehzade sancağı olarak anılmıştır.

 

 

Osmanlı Döneminde Trabzon şehri stratejik konumu dolayısıyla, idari, askeri ve ticari açıdan önemini günden güne artırdı. Özellikle İran ve Kafkasya yönlerine düzenlenen seferlerde bir askeri üs ve ikmal merkezi işlevi görmesi ve tarihi ipek yolunun buradan geçmesi bu konumunu güçlendirmiştir. yüzyılda Trabzon'a gelen Evliya Çelebi kaleme aldığı seyahatnamesinde şehri Osmanlı'nın en mamur ve en renkli şehirlerinden biri olarak tarif etmiştir. Ayrıca halkının sevecenliği ve zenginliği, şehrin güzelliği ve temizliğinden övgüyle söz etmiştir.

Trabzon, 19. yüzyılın başlarında bölge ayanlarının neden olduğu çatışmaların odak noktası oldu. Bir ara ayanların kontrolüne giren şehir, daha sonra devlet güçlerinin denetimi altına alınarak, bölge ayanlanının isyanı bastırıldı. Bütün bu ayaklanmalar şehirde ve yörede büyük bir huzursuzluğa ve tahribata yol açmıştır.

1839'da yayınlanan Tanzimat Fermanının uygulanmasında şehir bazı öncelikli vilayetler gibi pilot bölge seçilerek idari, adli ve askeri anlamdaki yenilikler denenerek başarıya ulaşıldı. Aynı dönemde Trabzon'da bir takım imar hareketleri, eğitim ve kültür faaliyetleri dikkati çekecek biçimde yoğunluk kazandı. Matbaa kurularak canlı bir... basın hayatı oluşturuldu. Yeni sivil ve askeri okullar kurularak eğitime ağırlık verildi. 1900'lere gelindiğinde şehirde birçok devletin konsolosluk düzeyinde temsilcilikleri vardı. Avusturya-Macaristan, İran, İngiltere, Rusya, Fransa ve Yunanistan konsoloslukları bunlar arasında en etkin olanlardı. Böylece uluslararası değer kazanan Trabzon, yeni kurulan okulları, renkli basın hayatı ve zengin ticaret imkanları ile Osmanlı'nın son yıllarında belli başlı kentler arasında yer aldı. Bu yıllarda kent merkezinin nüfusu yaklaşık 42.000 civarında bulunmaktaydı.

 

Trabzon, tarihindeki en karanlık günlerini I. Dünya Savaşının çıkmasıyla birlikte yaşadı. Osmanlı Devleti'nin Almanya yanında savaşa sürüklenmesi, karşı tarafta yer alan Rusya, İngiltere ve Fransa'nın büyük tepkilerine ve saldırgan tutumlarına yol açtı. Bu durumdan nasibini alan Trabzon, Nisan 1916'da Ruslar tarafından işgal edildi, Şehir ve çevresini hakimiyet altına alan Ruslar, yayınladıkları emirlerle Türklerin haklarını kısıtlayan, bunun yanında azınlıkta bulunan Rumları şımartan tavırlar sergilediler. Trabzon halkının büyük bir kısmı bu durum karşısında muhacir olup batıya doğru göçe başladılar. Rumlar ise kurdukları çetelerle geride kalan Türklere karşı saldırılarını artırarak hayali Rum-Pontus Devleti'ni kurmak için çalışmalarını hızlandırdılar. Nihayet 1917'de Rusya'da gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile Rus Ordusu dağınık biçimde işgal ettiği Türk topraklarını terk etmeye başladı. Bu geri çekilme sonucunda Trabzon 24 Şubat 1918'de işgalden kurtarıldı. Yeniden Türk hakimiyetine geçen Trabzon, bu kez, oldukça harap bir şekilde bulundu. Evler, camiler ve mezarlıklar tahrip edilmiş, bağ ve bahçeler bakımsız halde bırakılmış, halk ise gerek sağlık şartları ve gerekse saldırılar sonucu bitkin durumda kalmıştır.

Mondros Mütarekesiyle I. Dünya Savaşından yenik ayrılan Osmanlı Devleti İtilaf Devletlerinin bir çok yaptırımı ile karşı karşıya kaldı. 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk'ün Samsun'a çıkışıyla başlayan bağımsızlık sürecinde Trabzon ve Trabzonlular başarıyla mücadele ettiler. Kurulan "Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" Rum-Pontus ve Ermeni isteklerine yoğun tepki göstererek set çekmeyi başardı. Nihayet, İstiklal Harbinin kazanılması ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin İlanıyla Trabzon, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde bir vilayet merkezi olarak yerini aldı.

Yunanistan ile karşılıklı yapılan nüfus mübadelesi antlaşması ile kent merkezinde ve kırsal kesimde yaşayan Rum azınlık Yunanistan'a gönderildi. Yeniden yapılanan Trabzon'u 1924, 1930 ve 1937'de yaptığı ziyaretten ile onurlandıran ulu önder Atatürk bu şehre ve halkına verdiği değeri önemle vurgulamıştır.

Cumhuriyet dönemiyle yeni bir çehreye bürünen Trabzon, zengin tarihi mirası, eğitim kurumları, ulaşım hizmetleri, sağlık kuruluşları ve ticari faaliyetleri ile gittikçe büyüyen modern bir şehir olma özelliğini sürdürmektedir.

 

 

KARADENİZİN DOĞAL GÜZELLİKLERİ

 

Uzungöl

Trabzon'a 99 Km. ve Çaykara ilçesine 19 Km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 1090 m. Yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl "Uzungöl" olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Özellikle yakınındaki "şerah" köyünün yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar.

Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlarındaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır. Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, Kafkas dağ horozu gibi hayvan türleri barınmaktadır. 

 

 

 

 

Balıklı Göl

Bölgenin coğrafi yapısı nedeniyle oluşan bir göldür. Balıklı Göl Akçaabat-Düzköy yolu üzerinden Hıdırnebi Yaylasına çıkarken yol üzerindedir. Doğal güzelliği muhteşem olan bu göl yazın birçok ziyaretçi tarafında dinlenme ve piknik alanı olarak kullanılır.

 

Çakırgöl

Çakırgöl dağının kuzey eteklerindeki Mecit-Mescit yaylasının platosu üzerinde, Dilowal devri buzullarının çanağında bulunmaktadır. Çakırgöl büyük sirkinin (Buzyatağı) tabanını kaplayan göl, mide görünüşünde, denizden 2.533 m. yüksekliğindedir. Çevresi 1.160 m. boyu kimi yerlerde değişik olmasına karşın 250 m. arasında değişen bir yükselti ile çevrilmektedir. Güneyde 15-2 metreyi bulan derinliği öbür yanlarında daha sığdır. Gölün güney bölümünü kaplayan büyük yarın altında, su yüzeyinden 20 m. yükseğinde falez biçiminde bir diklik bulunur. Bu dikliğin 50 m. gerisinde bulunan 8 su kaynağının suları küçük çağlayanlar biçiminde göle dökülür. Sular, burada tatlı ve durudur. Bu çağlayanların dışında gölün sol yanından gelip göle katılan bir dağ suyu daha vardır. Bu kaynak, gölün su düzeyinde bir değişiklik yapmadan artan sularını, yardığı Morez engelinden geçirip kuzeye doğru akan bir oluşturur. Daha aşağılarda, Değirmendere'nin bir kolu olan Meryemana vadisinden geçer. Gölde alabalık vardır. Çevre yeşilliği ile göl büyüleyici güzelliktedir.

 

 

Sera Gölü

Trabzon'un batısındaki Sera deresi üzerinde, kıyıdan 8 km. içerde Demirtaş köyü yakınında bulunmaktadır. Dağ yamacının, 20 Şubat 1950'de kayması ile oluşan bir baraj gölüdür. Göl Akçaabat'ın Serasor bucağında ve Akçaabat yolundan 4- 5 km. içerdedir. Barajın arkasında, vadi boyunca 4 km .lik bir uzunluk gösterir. Genişliği 150- 200 m. arasında değişir. Gölü oluşturan toprak baraj, oluştuğu tarihten bu yana aşındığı için su düzeyi yavaş yavaş azalmaktadır. Gölde çok fazla miktarda kerevit bulunmaktadır.

 



Çalköy Mağarası

Düzköy İlçesinin 5 km. güney kapısında denizden 1050 m. yükseklikte olup, aydınlatma ve gezi platformları vardır. Mağaranın içinde dış atmosfere dolinlerle olan irtibatı nedeniyle rahat bir hava hareketi vardır. Girişte kuru olan mağara atmosferinin mağaranın içerisinden akan dere nedeniyle iç kısımlarda nem bir kat daha artmaktadır.

 

 

 

Venedik, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan nadir şehirlerden birisidir. Buraya uğrayan bir turist en azından aşağıdaki yerleri gezmelidir:

 

San Marco (St. Mark) Meydanı:

Bütün dünyaca özellikle gövercinleri ile bilinmektedir. Ünlü cafelere ve lüks mağazalara ev sahipliği yapan üzeri kapalı galerilerle çevrili büyük bir mermer salon şeklindedir. Meydan, Büyük Kanal'a harikulade güzellikteki Piazzetta'dan açılmaktadır.

 

Üzerinde San Marco'nun Aslanı ve San Teodoro'nun heykelleri bulunan granit sütunlar, Constantinople (İstanbul)'dan getirilmiştir.

 

 

 

San Marco (St. Mark) Bazilikası:

Cumhuriyetin devlet kilisesi olan Bazilika, oniki havariden birisi olan San Marco'nun kemiklerini muhafaza etmek amacı ile 1063 ve 1073 yılları arasında, Avrupa ve Bizans karışımı bir tarzda inşa edilmiştir.

Rönasans doneminde ve 17. yüzyılda bazı değişiklikler yapılmış olan Bazilikanın süslemeleri olağanüstü dercede bol ve harikuladedir.

Yunan haçı tarzında inşa edilen San Marco Bazilikası'nın, soğan şeklindeki kubbesi, haçın kolları üzerine inşa edilen farklı yükseklikteki küçük kubbeler tarafından desteklenmektedir. Zengin süslemeleri bazilikaya 'altın kilise' ünvanını kazandırmıştır.

 

Yurt dışına yapılan bir seferden dönüldüğü zaman, elde edilen hazineler San Marco'da sanat eserine dönüştürülmüş, bu nedenle duvarlar, mermer ve değerli heykeller ile kalın bir tabaka ile kaplanmıştır. Ön cephe, rengarenk mermer ve heykellerle donatılmış beş adet büyük giriş kapısı ile delinmiştir.

 

Orta giriş kapısının üzerine, Constantinople (İstanbul)'dan getirilen meşhur dört adet bronz at heykeli yerleştirilmiştir. 1797 yılında Napolyon tarafından Paris'e götürülen dört bronz at heykeli, Fransız İmparatorluğunun sona ermesiyle yeniden Venedik'e geri getirilir. Bazilikanın içerisinin göz kamaştıran süslemeleri, ender bulunan mermerler, porfir ve Bizans ve Rönesans etkisinde altın kaplı fon özerine yapılmış mozaiklerden oluşmaktadır. 12. Yüzyıl taş döşemeleri oldukça süslüdür.

 

 

 

Doge (Düka) Sarayı:

Venedik'in bir güç ve şöhret sembolü olan saray, aynı zamanda hem Düka'nın ikamet yeri, hem de hükümetin bulunduğu yerdi. Beyaz ve pembe mermerin oluşturduğu sevimli geometrik şekillerin düzeni ön cepheye büyüleyici bir ifade kazardırmaktadır.

 

Avlu, heykellerle zenginleştirilerek süslenmiş Rönesans stilinin mukemmel bir örneğidir. Ön cephe, değişken ritmik cumbaları ile Venedik tarzı kemerler, sıva ve duvar süslemeleri ile dikkat çekicidir.

 

Heyet Odası, elçilerin kabul edilme odası olarak kullanılmaktaydı.

Tavan, Veronese ve öğrencileri tarafından yapılan onbir adet resim ile süslenmiştir.

 

Düka tahtının üzerinde, Veronese tarafından yapılmış olan ve Türklere karşı Lepanto'da elde edilen zafer anısına İsa'ya teşekkürlerini sunan hıristiyan deniz komutanı Sebastian Venier'in resmi bulunmaktadır. Duvarlardaki  Venedik Dükalarının portreleri Tintoretto tarafından yapılmıştır.

 

Senatörler Meclisi salonunun tavanı, Tintoretto tarafından yapılan olağanüstü güzellikteki Venedik'in Kutsalaştırılması ve İsa'nın haçdan indiriliş sahnesi ile süslenmiştir. 52x23m ölçülerinde olan toplantı salonu, sarayın en güzel odasıdır. Duvarlar, Venedik tarihini anlatan resimlerle döşenmiştir; Büyük Meclis salonunda bulunan Tintoretto'nun Paradiso (Cennet)'i, dünyanın en büyük resimlerinden bir tanesidir. Sarayı ile 17. Yüzyıl hapishanesine bağlayan Ponte dei Sospiri (İç Çekme Köprüsü), 1600 yılında üzeri kapalı bir galeri şeklinde inşa edilmiştir.

 

Aşıkların iç çekmeleri olmayan bu iç çekmeler, mahkumların, köprünün ince kafesli penceresinden belki de hayatları boyunca son kez ve bir an için görebildikleri bir ışığın iç çekmeleridir.

 


Campanile (Çan Kulesi):

99m. yüksekliğindeki çan kulesinin sadeliği, bazilikanın şaşalı süslemerine büyük bir contrast yaratmaktadır. Tepesine çıkıldığında Venedik'in harikulade manzarası ile karşılaşılır.

 

10. Yüzyılda inşa edilen campanile, 1902 yılında yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir.

 

 

 

Saat Kulesi 15. Yüzyıla tarihlenmektedir. Kadran ayıları burç sembollerini tasvir etmektedir. Saat kulesinin yukarısında bulunan ve iki adet büyük bronz insan olan meşhur 'Mori'ler, 500 yıldır saati çalmaktadırlar.

 

 

 

Canale Grande (Büyük Kanal):

15. yüzyılda Fransız yazar Philippe de Commine tarafından 'dünyanın en güzel caddesi' olarak adlandırılan Büyük Kanal, Venedik'in en güzel malikanelerine sahiptir.

 

Yaklaşık 2 km. uzunluğunda olan kanalda, 'Patrici''lerin yaşamış olduğu 200 adet 12. - 18. yüzyıl mermer saraylar yan yana sıralanmıştır.

 

Sarayların en meşhurları;

- Palazzo Corner geç Rönesans dönemi, Cà Grande'de bulunmaktadır

- Palazzo Corner -Spinelli, Rönesans dönemi

- Palazzo Grimani, geç Rönesans dönemi

- Cà d'Oro, "altın malikane". Venedik'in en güzelidir, geç Gotik dönemi (1440).

- Palazzo Vendramin-Calergi, (Rönesans dönemi), 1883 yılında Wagner burada ölmüştür.

- Palazzo Dario, Gotik dönemi

- Palazzo Rezzonico, heybetli ve çok iyi dengelenmiş geç Rönesans dönemi. Bir 18. yüzyıl müzesine ev sahipliği yapmaktadır.

- Palazzo Foscari, 15. yüzyıl Gotik dönemi, tuğla. Doge Foscari'nin ikamet ettiği yerdi. .

- Palazzo Pesaro, bir barok şahaseri (1710). Bugün, güzel sanatlar galerisi ve doğu sanatı mizesi olarak kullanılmaktadır.

- Ponte di Rialto, zarif Rialto Köprüsü, 1588 - 1592 yılları arasında, bir veya daha fazla kürekleri olan harp gemilerinin altından geçebileceği yükseklikte inşa edilmiştir. Büyük Kanalın eşsiz manzarasına sahip, yan yana sıralı sayısız mağazaların bulunduğu ticaret semtinin merkezinde bulunmaktadır.

 


Güzel Sanatlar Akademisi

Akademisine bugün, St. Mary of Charity kilisesi ve okulu ev sahipliği yapmaktadır. Venedik resminin sergilendiği yer olan güzel sanatlar akademisinde, Giovanni Bellini, Carpaccio, Mantegna, Giorgione, Titian, Veronese, Tiepolo, Canaletto, Longhi ve Guardi gibi meşhur sanatçıların şahaserleri sergilenmektedir.

 


VENEDİK'İN YAKIN ÇEVRESİ

Lido

Lido, Adriyatik kıyısında bulunan büyüleyici tatil yerlerinden birisidir. İtalya'da kumar oynanılmasına izin verilen bir kaç yerden birisi olan Casino, modern çizgilerde hizmete vermektedir. Bir başka guzel modern yapı, Ağustos ve Eylül aylarında Uluslararası Film Festivaline ev sahiliği yapan saraydır.

 

Murano

Ana caddesinde bir kanal ve kanalın iki yakasında yan yana sıralanmış Rönesans evlerinin bulunduğu Lagona'daki küçük şirin bir köy adası olan Murano, 1300 yılından beri önemli bir cam-üretim merkezi konumundadır.

Cam İşçiliği Müzesi, geçmiş ve modern zamanların süslemeli, işlenmiş cam eşyalardan oluşan eşsiz kolleksiyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

 

 

 

San Michele

Stravinsky gibi bir çok sanatçının mezarının bulunduğu Venedik'in mezarlık yeridir. Ayrıca, Rönesans dönemine ait hoş bir kilse bulunmaktadır.

 

 

 

Torcello

Bu ada köyü, bir zamanlar piskoposun ikamet ettiği önemli bir kasabaydı; 9. Yüzyılda gerilemeye başlamıştır. Görülecek en önemli yerler: piazza, 11. yüzyılda Romanesk tarzında ve sekizgen planda inşa edilen Santa Fosca Kilisesi, 11. yüzyıl güzel mozaik döşemelerin ve Korint tarzı yunan mermer sutunların üzerine yerleştirilen harikulade kemerlerin bulunduğu 9.-11. yüzyıl Katedrali'dir.

 

 

 

Burano

Danteli ve farklı renklere boyanmış evleri ile meşhur rengarenk balıkçı köy adası. Dantel ören kadınlar, sokaklara bakan evlerinin önünde oturarak bugün bile çalışmaktadırlar.

 

 

 

New York sehrinin modern tarihi, Avrupali gezgin Giovanni Verrezzano’nun henuz ismi olmayan New York koyuna gemilerini 1524’te demirlemesine kadar uzanir. Aslinda Avrupalilar gelmeden once de New York’ta Kizilderili kabileleri yasardi. Sehre ilk adi olan New Angouleme’yi Fransiz krali 1. Francis onuruna Verrezzano verdi. Yaklasik yuzyil sonra bu kez Hollandali gezgin Henry Hudson sehirde egemenlik kurdu ve sehrin adini New Amsterdam olarak degistirdi. Bu donemde Avrupalilar yavas yavas bugunku Brooklyn Heights semti ile yine bugun Financial District olarak bilinen Downtown Manhattan’a yerlesmeye basladilar. Bu ilk donemde Avrupalilar kendilerini Kizilderili saldirilarindan korumak icin adini http://www.ny.gov/ bugunku Wall Street’e veren bir duvar insa ettiler.

Yillar gectikce Kizilderililer kuzeye dogru cekildiler ve Italyan ve Irlandali gocmen akininin ardindan da Manhattan adasindan tamamen ayrildilar.
New York, sadece New York sehrinin adi degildir. Manhattan adasinin resmi adi da New York’tur. New York(Manhattan), Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island ilcelerinden olusan sehrin ismi de New York City’dir. Guneyde New York City’den baslayarak Kanada sinirina kadar uzanan eyaletin de ismidir New York.
New York sehri bugun, dunyanin en onemli finans, ticaret, medya, kultur, sanat ve eglence merkezidir.

Dunyanin en dinamik ve en hareketli yerlerinden biri olan New York sehri, bircok insan icin firsatlar sehri olarak bilinir. Dolayisiyla dunyanin dort bir yanindan binlerce insan her yil sehre yerlesmeye gelir. New York sehir nufusunun neredeyse yarisina yakini ABD disinda dogmustur. Sehre girmeden once, uzaktan birer kule gibi gorunen yuksek gokdelenler gozunuze carpar. Bu sizin icin bir hulya gibi gorunebilir. Ancak o buyuk binalarin arasinda hergun milyonlarca insan hareket etmektedir. Yogun trafigi, insan trafiginin yaninda cok kucuk kalmaktadir.
New York’ta gunduz saatleri boyunca kimsenin isinden baska herhangi bir seye ayiracak zamani yorktur. Dolayisiyla herkes buyuk bir telas icinde sabah isine gider ve yine buyuk bir telas icinde aksam evine doner. Turkiye’deki imajin tersine New York’ta insanlar uzun saatler boyunca yogun bir calisma temposuyla calisirlar.

Sehir tam kaynayan bir kazan gibidir.

ABD’ nin en büyük şirketlerinden çoğunun merkezinin bulunduğu kentte, Wall Street Bölgesi, dünyanın finans merkezidir. ABD’ nin başlıca ticaret merkezi olan New York’ ta, sanayi ve turizm de büyük ölçekte gelişmiştir. New York, dunyanin en cok turist ceken kentlerindendir.
New York ayni zamanda ülkenin baslıca öğretim ve kültür merkezidir. Sehirde dunyanin en iyi egitim kurumlarindan bir olan Columbia universitesi ile New York University (NYU), Fordham, Yeshiva, Long Island, Barnard üniversiteleri ve yuzlerce muze ve sanat galerisi vardir. Dunyanin en onemli muzelerinden Museum of Modern Art, Metropolitan Museum of Art, The Guggenheim Museum ile International Center for Photography New York’tadir.

GEZILECEK/GORULECEK YERLER

 

 

|  BROOKLYN KOPRUSU|  FINANSAL DISTRICT  |  CHINATOWN  |  LITTLE ITALY  |  SOHO | 
|  TRIBECA  |  GREENWICH VILLAGE |  5’INCI CADDE  |  CENTRAL PARK  | 
|  OZGURLUK HEYKELI  |  ELLIS ADASI  |  TIMES MEYDANI  |
|  EMPIRE STATE BINASI | LINCOLN CENTER  |  METROPOLITAN SANAT MUZESI (MET) |

BROOKLYN KOPRUSU

1883'te inşa edilen kopru, tarihe metal kullanılarak yapılan süspansiyonlu ilk köprü olarak geçmiştir. Brooklyn Koprusu tam bir mimari saheserdir. Brooklyn ile Manhattan’i birbirine baglayan koprude arabalarin yanisira bisikletciler ve yayalar icin de ayri yollar bulunmaktadir. Sabahin erken saatlerinde ve aksam is donuslerinde yurumek isteyen ya da metro kullanmak istemeyen binlerce New York’lu kopruyu yayan gecer. Is saatlerinden sonar yine yuzlerce insan kopruyu kosu ve bisiklet sporlari icin kullanir. Turistler icin ise ozellikle gunbatimi saatlerinde Manhattan manzarasini Brooklyn Koprusunden izlemek ve goruntulemek, karsi konulmaz bir zevk olur.

 

FINANSAL DISTRICT


New York’un aslinda ilk yerlesim yeridir Financial District. Kizilderili kabilelerinin Manhattan’a pek de onem vermedigi, tum adayi 1626’da bugunku degeriyle 24 dolara Hollandalilara satmasindan anliyoruz. Ancak Financial District, bugun New York Borsasi ile birlikte cok sayida tarihi binaya ve Amerika’nin en buyuk sirketlerine ev sahipligi yapiyor. Ornegin, dunyanin en buyuk yatirim bankalari olan Goldman Sachs, JP Morgan ve Solomon Smith Barney’nin merkezi burada bulunuyor. 11 Eylul saldirilarinin hedefi olan ikiz kuleler de bu bolgede bulunuyordu. Meshur borsa bogasinin yer aldigi ve downtown Manhattan olarak da bilinen bolgede, Amerika’daki en onemli Kizilderili muzelerinden biri de yer aliyor. Kisacasi bu bolgede tarih ve finans, kultur ve para icice yasiyor.
New York Borsasi Web Sitesi: www.nyse.com

 

CHINATOWN

New York’un Çin mahallesi, dunyadaki Çin mahalleleri arasinda San Fransisco’dakinden sonar en buyugudur. Bugun, bilindigi gibi Londra, Sidney, Buenos Aires, Sao Paulo, Los Angeles gibi dunyanin buyuk sehirlerinde Çin mahalleleleri bulunuyor.

Ancak New York’taki Çin mahallesi, sizi canli ritmine kaptirir. Her kose basinda baska bir dukkan vardir ve yine her sokakta onlarca kacak esya satan insanla karsilasirsiniz. Almak isteyeceginiz binlerce urunun cok azi orijinaldir.
Chinatown’in cazibesi sadece alisverisle sinirli degil. Bu mahallede bulunan yuzlerce lokantada Çin yemeklerinin yuzlerce cesidini bulabilirsiniz. Merkezi Canal Street olan bu tarihi mahalle, size New York ruhunu en iyi gosterecek mekanlardan bir tanesidir.

 

LITTLE ITALY

Sohretini 1950 ve 1960’larda Italyan mafyasindan alan bu mahallenin tarihi aslinda mafyadan daha eskidir.

İtalya'dan Amerika'ya yillar once gelen gocmenlerin yerlestigi Little Italy’de en guzel Italyan yemeklerini yiyebileceginiz nezih mekanlar bulabilirsiniz. Sinirlari giderek genisleyen Chinatown, Little Italy mahallesini Mulberry sokagina adeta hapsetmistir. Ancak bu yine de Italyanlari her yil 17 Eylül'de başlayan ve tam dokuz gün süren San Gennaro Festivalini kutlamaktan alikoyamamaktadir. Little Italy, New York’un en guzel mimarisinin gorulebilecegi yerlerden biridir.

 

SOHO

"South of Houston Street"in (Houston caddesi'nin güneyi) kısaltılmışıdir SOHO... New York’un diger mahallelerinden daha farkli bir atmosferi vardir. Ronesans Avrupasinin mimari tarziyla yapilmis binalar sizi cezbeder once.. Ardindan kendinizi dünyaca ünlü modacılarınin butikleri, şık restoranları, tasarım otelleri ile karsi karsiya bulursunuz. Daha cok kisiye ozel tasarimlarin yapildigi bu pahali butiklerden alisveris yapmak istemiyorsaniz, kredi kartlarinizi yaninizda tasimamanizi oneririz.
New York’un en original restaoranlari da yine SOHO’dadir. Bunlardan en meshurlari Balthazar, Mercer Kirtchen ve Café Habana’dir. Balthazar’da Sharone Stone ve Mercer Kithcen’da Salman Rushdie ile her an karsilasabilirsiniz. Yine SOHO’da bulunan Dean&Delucca’da Tarkan’i meyve-sebze alirken gorebilirsiniz. Dunyaca unlu cok sayida mankenin ve sanatcinin dolasirken gorulebilecegi SOHO, bugun New York’un en ilgi ceken mahallesidir.

 

TRIBECA
Aslinda Tribeca’nin ismini herkes duymus olsa da tam olarak nerede oldugunu New York’ta yasayan bazi insanlar bile bilmez. Oylesine gizemli bir yerdir Tribeca Acilimi Triangle Below Canal (Kanalin altindaki ucgen) olan mahalle’ Chinatown’in merkezi durumundaki Canal Street’in hemen yanibasindadir. Tribeca her ne kadar Robert DeNiro’nun organize ettigi Tribeca Film Festivali ile unlense de aslinda mahalle, yuzlerce restorani ve muhtesem mimarisi ile gezilmeyi ve gorulmeyi hakediyor.

 

GREENWICH VILLAGE
Greenwich Village, New York’un en efsane mahallesidir. Yuzyili askin suredir sanatin ve eglencenin dunyadaki en onemli mekanlarindan biri olagelmistir. Gectigimiz yillarda Calvin Klein ve Nicole Kidman’ in da bu mahallede ev almalariyla birlikte, dunyanin jet sosyetesi Greenwich Village’i mekan tutmaya basladi. New York’un en pahali mahallelerinden olan Greenwich Village, kisaca Village olarak da bilinir. Village’in sinirlari dahilinde yer alan The Meatpacking Disrict ve Bleecker Street gunumuzde New York’un en hareketli gece hayatina sahiptir. Ayrica Amerika’nin en iyi universitelerinden New York University ile The New School University de Greenwich Village sinirlari dahilindedir. Eger New York’u gordum demek istiyorsaniz, bu mahalleye mutlaka ugramalisiniz.
Greenwich Village Web Sitesi: www.greenwichvillagenyc.com

 

5’INCI CADDE
Alisveris konusunda ununu herkesin bildigi 5’inci cadde aslinda New York’un en uzun caddelerindendir ve alisverisin merkezi caddenin 50’inci sokak ile 59’uncu sokak arasindaki bolumudur. Bu 10 sokaklik mesafe, dunyanin en meshur alisveris yeridir. 5’inci Cadde, alisveriste hem New York’un hem de ABD’nin dunyaya acilan penceresidir. 5’inci caddeye gelmisken Rockefeller Center ve St. Paul's Cathedral’ini gormeyi de ihmal etmeyin. Ayrica Madison ve Park caddelerinde de kucuk birer tur atabilir ve alisveris mekanlarina goz atabilirsiniz.

 

CENTRAL PARK

5’cinci Cadde ile 59’uncu sokagin kosesinden Central Park’a donebilir ve dunyanin en duzenli ve en sessiz parklarindan birinde guzel bir yuruyus yapabilirsiniz. Central Park’ta kosu yapan ya da gezintiye cikmis olan cok sayida unlu ile karsilasmaniz cok dogal. Ornegin Steven Spielberg’i yururken, Madonna’yi kosu yaparken ve Bruce Wills’i de gezinirken gorebilirsiniz. Ayrica Central Park’ta faytonculuk yapan cok sayida Turk’e selam vermeyi de ihmal etmeyin. Tamamen insane tasarimi olan Central Park, 150 yildan fazla bir suredir New York icin taze hava kaynagi olageldi. Park, original olarak Londra’daki Hyde Park’tan esinlenerek dizayn edildi. Central Park projesi hayata gecirilmeden once, bolge bataklik bir alandi.

Central Park, ‘Home Alone 2’, ‘Spiderman’ ‘Madagaskar’ gibi filmler basta olmak uzere yuzlerce filmin cekim mekani olarak da kullanilmistir.
Central Park Web Sitesi: www.centralparknyc.org

 

OZGURLUK HEYKELI

Özgürlük heykeli, 1886'da Fransızlar tarafından politik özgürlüğün ve ülkeler arası dostluğun simgesi olarak Amerika'ya hediye edilmiştir. Anit aslinda Fransizlar tarafindan Suveys Kanalinin acilisindan dolayi Osmanli Imparatorluguna bagli olan Misir Valisi Kavalalali Mehmet Ali Pasa’ya hediye edilmek uzere tasarim edilmistir. Ancak cikan zorluklardan dolayi heykeli gonderemeyen Fransa, yillar sonra elinde mesale ile dimdik

Yorum Yaz